Üzerime yüklenen rolleri çok küçük yaşta fark ettim.
Günlük konuşmalar ve medyada
sürekli tekrarlanan bir konu görüyordum;
kadınlardan sadece çocuk sahibi olmaları değil
ayrıca bunu istemeleri de bekleniyor.
Bu her yerdeydi.
Yetişkinler benimle konuşurken,
"ne zaman" etrafında dönen sorular sorarken.
"Ne zaman evleneceksin..."
"Ne zaman çocuk yapacaksın..."
Bu geleceğe dair derin düşüncelerini bana sanki
Amerikan rüyasının bir parçasıymış gibi sunuyorlardı
ama bu bana hep başkasının rüyasıymış gibi geliyordu.
Yani kendimle ilgili öteden beri anladığım şey (değer) şuydu;
ben hiç çocuk istemiyordum.
Küçüklüğümde bunu açıklamaya çalışırken,
yani onların rolü ve benim değerlerim arasındaki kopukluğu,
bana, yetişkinlerin
bir çocuğun saçmalıklarına güldüğü biçimde gülerler
ve bilmiş bir havayla
"Düşüncen değişir" derlerdi.
İnsanlar bana hayatım boyunca buna benzer şeyler söyledi.
Öte yandan, nazik bir sohbet hızla müdahaleye dönüşebiliyordu
"Kocanın haberi var mı?"
(Kahkahalar)
"Ailen bunu biliyor mu?"
(Kahkahalar)
"Bir ailen olsun istemiyor musun?"
"Arkanda bir şey bırakmak istemiyor musun?"
Ve çocuk sahibi olmamayı eleştirirken en sevdikleri söz;
"Bu bencillik."
Bir kadının anne olmaktan kaçınması için
sayısız neden var
ve bunların çoğu kendini öne almak değil.
Fakat böyle kadınları ayıplamak toplumda hâlâ kabul görüyor
çünkü bu gerekçelerin hiçbiri toplumun anlayışında yer etmiyor.
Küçük bir kızken ve anneliğin kaçınılmaz olduğunu öğrenirken
bana kadınların dikkate
alabileceği şu faktörlerin yaygınlığından hiç bahsedilmedi
örneğin; kalıtsal hastalıklar aktarmak,
hamilelik süresince hayat kurtarabilecek
tıbbi tedavileri alamama riski,
aşırı nüfus artışı endişesi,
kaynaklara erişiminiz
ve şu anda ABD'de, koruyucu aile
yetimhane siteminde 415.000 çocuk olduğu gerçeği.
Bunun gibi nedenler ve fazlası
ve bu kadar önemli bir işi şansa bırakmak istemediğimden
bu kararımı bilinçli bir kısırlaştırma
operasyonuyla uygulayacaktım.
Hevesle araştırmaya başladım.
Tüp ligasyonu veya
diğer bir deyişle tüplerimi bağlatmanın
hangi sonuçları olacağını tam olarak anlamak istedim.
Buna, memnuniyet oranı, riskler ve istatistikleri gördükten sonra
onay vermeyi istiyordum.
Ve ilk önce bilgilendim.
Yani görüyorsunuz, bana sürekli anlatılanlar öyle bir tarzdaydı ki
çocuk istemeyen kadınların çok az olduğunu sanabilirdim
ama sonra her beş Amerikalı kadından birinin
biyolojik anne olmadığını öğrendim,
bazıları bilinçli, bazıları şans eseri.
(Alkışlar)
Yalnız değildim.
Ama okudukça hevesim kırılmaya başladı.
Bu operasyonu yaptırmak için
çaresizce çabalayan kadınların öykülerini okudum.
Kadın doğumcu jinekologlara başvuran kadınların
finansal yönden sıfırı tüketmelerinin çok yaygın bir durum olduğunu
ve çoğu kez küstahça bir saygısızlıkla
reddedildikleri ve bu işten vazgeçtiklerini öğrendim.
Kadınlar sağlık çalışanlarının genelde aşağılayıcı davrandığını
ve onların düşüncelerini ciddiye
almadığını söylüyorlar. Örneğin:
"Evlenip çocuğun olduğunda gel" deniyormuş.
Ama bu operasyonu yaptırmak isteyen evli ve çocuklu kadınlara da
çok genç oldukları veya yeterince
çocukları olmadığı söyleniyormuş.
Bu çok ilginçti
çünkü benim eyaletimde bu tür bir operasyonun yasal koşulları
"En az 21 yaşında olmak"
"akıl sağlığı yerinde olmak, kendi iradesiyle hareket etmek"
ve " 30 günlük bekleme süresini tamamlamak"
Dondum kaldım. Yani bütün bu yasal koşullara sahiptim ama buna rağmen
bir muayenehanede bedenim üzerindeki bir hak (yetki) için
mücadele etmek zorundaydım.
Bu gözümü korkutmuştu
ama ben kararlıydım.
İlk randevuya çok profesyonelce giyinerek gittiğimi hatırlıyorum.
(Kahkahalar)
Dimdik oturdum
ve çok net konuştum.
O doktora, o dosyadaki doğum tarihinden ibaret olmadığıma dair
bütün kanıtları sunmak istiyordum.
Ve şu gibi şeylerden de özellikle bahsettim:
" Lisans diplomamı yeni aldım,
şu doktora programına başvuruyorum
ve şu konuda araştırma yapacağım"
"Birlikte yaşadığım kişinin şöyle bir işi var,
bu konuyu aylardır araştırıyorum
ve konuyla ilgili her şeyi ve riskleri biliyorum." dedim.
Doktorun, bunun geçici bir heves olmadığını anlamasını istiyordum,
tepkisel olmadığını
ya da hamile kalma korkusu yaşamadan partilere gitmek isteyen
bir 20'lik olmadığımı...
(Kahkahalar)
ve bunun kişiliğimin bir parçası olduğunu.
Bilgilendirilmiş onayı (rıza) anlıyordum
yani bu konuda tekrar eğitilmeye kesinlikle hazırdım ama..
Bir ara, sanki bana verilen bilgilerin gizli bir amacı var gibi gelmeye başladı
ön yargıya bulanmışlardı ve istatistikler şişirilmişti.
Sorular, sorgulama gibi gelmeye başladı.
Başlangıçta sadece soru soruyorlardı
yani meselemi daha iyi anlamak istiyor gibiydiler
ama sonra, sanki beni yanıltmak, hataya zorlamak ister gibi sormaya başladılar.
Yani kendimi mahkemede çapraz sorgulama yapılan tanık gibi hissettim.
Doktor partnerim hakkında soru soruyordu;
" Bu konuda o kişi ne düşünüyor?"
"Şey, beş yıldır aynı erkekle birlikteyim
ve kendi bedenimle ilgili her kararımı tamamen destekliyor"
Ve doktor : " Peki ya ileride partnerin değişirse
ne olacak?
O kişi çocuk isterse ne olacak?"
Soruya nasıl tepki vereceğimi tam bilemedim
çünkü şöyle anlıyordum;
bu doktor bana, eğer partnerim çocuk isterse, inandığım her şeye
boş vermem gerektiğini söylüyordu.
Adama şunu dedim; "Bunun için endişelenmeyin.
İlk buluşmadaki sohbet konum, daima çocuk doğurmadaki duruşumdur.
(Kahkahalar)
(Tezahürat)
(Kahkahalar)
Sonra benden şunu düşünmemi istedi;
"20 yıl sonra çok pişman olabilirsin, keşke
yaptırmasaydım" gibi.
Şöyle cevapladım;
"Tamam, eğer bir gün aklım başıma gelir
yani anlarsam,
keşke o zaman farklı bir karar verseydim dersem
gerçek şu olur, anneliğe giden tek bir yolu elemiş olurum.
Bir aile kurmak için biyolojiye zaten baştan ihtiyacım yoktu ki''
(Alkışlar)
Ve bir gün, aslında istemediğim ve büyütmeye hazır olmadığım
bir çocuk doğurduğum
gerçeğiyle yüzleşmek yerine
ben kendi gerçeğimle herhangi bir gün yüzleşmeyi tercih ederim.
Çünkü bu gerçeğin biri sadece beni etkilerken
diğeri bir çocuğu etkiler,
onların gelişimi, onların sağlığı--
(Alkışlar)
ve insan üzerine kumar oynanacak bir şey değildir.
Sonra bana neden hiç kimsenin bu işlemi kabul etmeyeceğini anlattı
kesinlikle kendi değil,
tıbbı ataerkillik denen kavram yüzündenmiş
ve bu, benim yetkin uzmanım olarak ona, benim adıma
karar verme yetkisi veriyormuş,
ve benim için neyin iyi olacağı onun düşüncesine göre belirlenir
ve bir hasta olarak benim istek veya düşünceme bakılmazmış.
Bu fırsatı değerlendirdi ve gidip
konuyu benim potansiyel cerrahımla görüşmek istedi
kapıdan sesini duyuyordum, beni küçük bir kız gibi tarif ediyordu.
Çok kırılmıştım.
Kendimi savunmak istiyordum.
Bu uzmanların her birine çok açık bir biçimde, bana olan
davranışlarının aşağılayıcı ve cinsiyetçi
olduğunu anlatmak istiyordum
ve bunu kabullenmek zorunda değildim.
Fakat kabullendim.
Dişlerimi sıktım ve bana söyledikleri
bütün acı sözleri yuttum ve
onların bütün küçümseyen soru ve açıklamalarına cevap verdim.
Ben oraya tarafsızlık ve destek bulma umuduyla gitmiş
ancak yok sayılmış, susturulmuş ve
bu yüzden kendimden nefret etmiştim,
Bana defalarca saygısızlık yapılmasına izin verdiğim için kendimden nefret ettim.
Ama bu benim tek şansımdı.
Bu, yapmak zorunda kaldığım çok sayıda görüşmeden biriydi.
Bir ara, aynı anda beş veya altı uzman vs. tıp çalışanıyla görüştüm.
Muayenehaneye girerken kendimi sirk vagonuna biniyor gibi hissettim.
İşte benim uzman,
işte onun meşlektaşı,
direktör, tamam.
Sanki onlardan bana çiçek virüsü bulaştırmalarını istemişim gibi
bunun yerine, ne bileyim doğum kontrol yöntemi.
Ama kararsızlığa kapılmadım
ve ısrarcıydım
ve en sonunda onlardan birini bu işleme izin vermeye ikna ettim.
Ama hâlâ, daha odadayken, izin belgelerini imzalarken,
hormon iğneleri yapılırken ve son pürüzler giderilirken bile
doktor başını iki yana sallamaya devam ediyor
"Fikrin değişecek" diyordu.
Bütün bu şeyleri yaşamadan önce
toplumun bu role (anneliğe) ne kadar
sıkı bağlı olduğunu anlamamıştım.
Bunu birinci elden defalarca yaşadım
insanlar, sağlık uzmanları,
meşlektaşlar, yabancılar diyelim,
benim kadınlığımla anneliğimi birbirinden ayırmada
ne kadar çok zorlanıyorlardı.
Ve ben her zaman çocuk doğurmanın, kadın olmanın
bir uzantısı (özelliği) olduğuna inandım, tanımı olduğuna değil.
Bence bir kadının değeri
asla çocuk doğurup doğurmadığına göre belirlenmemelidir.
Çünkü bu durumda onun bütün yetişkin kimliğini
soyup onu indirgersiniz.
Kadınlar hayat vermek gibi muhteşem bir kabiliyete sahiptir
ama kadının amacı budur demek
onun bütün var oluşunu bir amaca yönelik araç olarak görmektir.
Toplumun bize yüklediği rollerin basit kelimelerden çok daha fazlası
olduğunu unutmak gayet kolay.
Peki ya çocukla birlikte gelen kilolar,
bazı standartlara uyum sağlama baskısı,
bunları sorgulamaya korkmak
ve bunları kabullenme adına bir kenara attığımız arzular.
Mutluluk ve başarıya giden pek çok yol var
ve hepsi birbirinden farklı görünüyor
ama ben bu yolların tamamının
kendi kaderini tayin etme hakkıyla döşeli olduğuna inanıyorum.
Kadınların şunu bilmesini istiyorum; anneliği kucaklamak da vazgeçmek de
senin seçimin ve bunun senin değerin ve kişiliğinle hiçbir bağı yok,
eş olarak, yetişkin olarak, kadın olarak..
ve anneliğin arkasında kesinlikle bir seçim var
bu senin seçimin
sadece senin seçimin.
Teşekkürler.
(Alkışlar)
This Is How The Prettiest Kids In The World Changed How my dad's dementia changed my idea of death (and life) | Beth Malone 10 Most Beautiful Kids In The World ALL GROWN UP *Try Not To Laugh Challenge* Funny Kids Vines Compilation 2016 | Funniest Kids Videos TRY NOT TO LAUGH or GRIN - Funny Kids Fails Compilation 2016 - Co Viners Top 10 Most Spoiled KIDS YOU WONT BELIEVE EXIST! The surprisingly charming science of your gut | Giulia Enders We're building a dystopia just to make people click on ads | Zeynep Tufekci What We Don’t Know About Europe’s Muslim Kids and Why We Should Care | Deeyah Khan | TEDxExeter Ellen Introduces Kids to the Technology of Yesterday