
Nasılsınız?
Hayır, hayır, demek istediğim...
homo sapien olarak...
(Kahkahalar)
''biz'' nasılız?
(Kahkahalar)
Bu soru genellikle şu şekilde cevaplanıyor.
İnsan fiziksel refahına ilişkin bir ölçüm seçiyorsunuz:
ortalama ömür süresi, günlük ortalama kalori,
ortalama gelir, ortalama nüfus, bu tür şeyler,
sonra zaman içindeki durumunu grafikle gösteriyorsunuz.
Neredeyse her zaman aynı sonucu alıyorsunuz.
Yüz binlerce yıl grafik çizgisi tekdüze ilerliyor,
sonra 19 ve 20. yüzyılda inanılmaz şekilde yukarı çıkıyor.
Veya bir tüketim ölçümü seçiyoruz:
enerji tüketimi, içme suyu tüketimi,
dünya fotosentezi tüketimi gibi
ve zaman içindeki değeri için bir grafik.
Aynı şekilde, bin yıl boyunca çizgi çok hafif bir yükseliş gösterirken
19 ve 20. yüzyılda inanılmaz bir yükseliş gösteriyor.
Biyologlar buna salgın diyor.
Bir popülasyon veya tür
doğal seçilimin sınırlarını aştığında salgın gerçekleşiyor.
Doğal seçilim, popülasyon ve türleri
kabaca tanımlı sınırlar içinde tutuyor.
Böcekler, parazitler, kaynak eksiklikleri aşırı yayılmalarını önler.
Ancak arada sırada bir tür sınırlarını aşar.
Hint Okyanusu'nda Acanthaster planci denizyıldızı,
Büyük Göller'deki zebra midyeleri, Kanada'daki spruce kurdu.
Popülasyonlar patlama yapar, yüzlerce, binlerce
hatta milyonlarca katı.
Biyolojiden temel bir ders:
doğada salgınlar hiçbir zaman iyi sonuçlanmaz.
(Kahkahalar)
İki tane tek hücreliyi besin dolu bir petri kabına koyun.
Toprak veya su, doğal habitatlarında çevre onları kısıtlar.
Bir petri kabında ise kahvaltı ziyafeti içindeler
ve doğal hiçbir düşman yok.
Tekrar tekrar beslenip ürerler,
petri kabının kenarına kadar çoğalırlar,
bu noktada ya kendi atıkları içinde boğulacaklar,
ya açlıktan ya da her ikisinden ölecekler.
Salgın her zaman kötü sonuçlanıyor.
Biyoloji bakış açısıyla
bizler petri kabındaki tek hücreliden temel olarak farklı değiliz.
Özel değiliz.
Bizi farklı kıldığını düşündüğümüz tüm o gösteriş,
sanat, bilim, teknoloji... Bunların bir önemi yok.
Biz de salgın bir türüz,
biz de o petri kabının kenarına dayanacağız, bu kadar basit.
Apaçık şöyle soruyorsunuz: Bu gerçekten doğru mu?
Petri kabının kenarına dayanmaya mahkum muyuz?
Bu soruyu şimdilik bir kenara bırakıp
başka bir soru sormak istiyorum.
Eğer biyolojiden kaçacaksak bunu nasıl yapacağız?
2050 yılında,
dünyada neredeyse 10 milyar insan olacak
ve bu insanların her biri bizim istediğimiz şeyleri isteyecek:
güzel arabalar, kıyafetler, güzel evler,
Toblerone'un büyük parçası.
Bir düşünün: 10 milyar insan için Toblerone.
Bunu nasıl yapacağız?
Herkesi nasıl besleyeceğiz, herkese nasıl su sağlayacağız,
herkese elektrik sağlayıp iklim değişikliğinden nasıl kaçınacağız?
Ben bilim gazetecisiyim
ve bu soruları araştırmacılara yıllardır soruyorum,
tecrübeme göre yanıtları iki sınıfa ayrılıyor,
bunlar ''büyücüler'' ve ''kahinler.''
Büyücüler, teknoloji guruları
düzgün bir şekilde uygulandığında bilim ve teknolojinin
bizi bu ikilemden kurtaracağına inanıyor.
''Zeki olun, daha fazlasını yapın.
Bu sayede herkes kazanır.''
Kahinler bunun neredeyse tam zıttına inanıyor.
Onlara göre dünya, çiğneyerek sonumuzu getirdiğimiz sınırlarla dolu
temel ekolojik süreçler tarafından yönetiliyor.
''Daha az kullan, sakla.''
''Yoksa herkes kaybedecek.''
Büyücüler ve kahinler uzun yıllardır birbirileriyle çatışıyorlar
ama iki grup da teknolojiyi başarılı bir gelecek için önemli buluyor.
Sorun şu ki bahsettikleri teknoloji ve gelecekler
birbirinden çok farklı.
Büyücüler pırıldayan süper etkili mega şehirler tasvir ediyor,
hiç dokunulmamış dev doğa alanlarıyla kaplı,
atomlardan parçalara geçiş yapmış ekonomiler,
artık doğayı sömüremeyecek
kapitalist toplumları ortadan kaldırmış.
Büyücüler için enerji nükleer santrallerden gelecek;
yiyecekler, robotların ilgilendiği süper verimli,
GDO'lu ekinler yetiştiren küçük çaplı çiftliklerden;
su ise çok verimli tuzdan arındırma tesislerinden gelecek,
yani artık nehir ve yer altı su havzalarını sömürmeyeceğiz.
Büyücülere göre 10 milyar birey
süper yoğunluklu ama yürünebilir mega şehirlerde olacak,
en üst insan beklentisi ve en üst insan özgürlüğüne dair
şehirleşmiş bir dünya.
Kahinler bunun her kısmına karşı çıkıyorlar.
Onlara göre yiyecek ve suyu görünmez kılamayız.
Küçük parçalar yiyemeyiz
ve endüstriyel tarım zaten bize dev bir toprak erozyonuna mal oldu,
dev kıyısal ölü bölgeler ve mahvolmuş toprak mikrobiyonları.
Büyücüler, daha fazlasını mı istiyorsunuz?
Peki ya o tuzdan arındırma tesisleri?
Aynı ölçüde dev miktarlarda toksit tuz üretiyorlar
ve bundan kurtulmak imkânsız.
O mega şehirlere ne demeli?
Şu an bana dünyada Tokyo dışında
yozlaşma ve eşitsizlik çukuru olmamış
tek bir mega şehir söyleyebilir misiniz?
Kahinler daha küçük, birbirine bağlı topluluklar için dua ediyorlar,
toprağa daha yakın,
insan etkileşiminin en üst düzey olduğu daha tarımsal bir dünya
ve azalmış kurumsal kontrol.
Bu versiyonda çok daha fazla insan kırsal alanda yaşıyor,
mahalle çapında uzaktan bakınca gözden kaybolan
güneş ve rüzgar enerjisi sistemleri var,
Kahinler dev tuzdan arıtma tesislerinden su elde etmezler.
Suyu yağmurdan elde ederler
ve sonsuza kadar bunu geri dönüştürürler.
Yiyecek ise ağaç ve yumru köklere dayanan
küçük ölçekli çiftlik ağlarından geliyor,
buğday ve pirinç gibi daha az verimli tahıllardan değil.
Hepsinden ötesi kahinler, insanların alışkanlıklarını değiştirdiğini öngörüyor.
İşe arabayla gitmiyorlar, yenilenebilir elektrikli trene biniyorlar.
Her sabah 30 dakika sıcak duş almıyorlar.
Michael Pollan'ın söylediği gibi yemek yiyorlar:
gerçek besin, çoğu bitki ve çok fazla değil.
Dahası, kahinlere göre doğanın kısıtlamalarına uyum sağlamak
daha özgür, demokratik ve sağlıklı bir yaşam şekline yön veriyor.
Büyücüler tüm bunları boş laf olarak görüyor.
Bunun darlık, gerileme ve küresel yoksulluğa yol açacağı kanısındalar.
Onlara göre kahin tarzı tarım sadece insan alanını kapsıyor
ve daha çok insanı düşük ücretli tarımsal işçiliğe çekiyorlar.
Mahalle yönetimli güneş tesisleri ise,
kulağa harika gelse de
şu an var olmayan bir teknolojiye dayanıyorlar.
Bu bir fantezi.
Peki ya geri dönüşümlü su? Büyüme ve gelişme için bir fren.
Bunların da ötesinde büyücüler,
kahinlerin geniş çaplı sosyal mühendislik vurgusuna itiraz ediyorlar,
bunu aşırı demokrasi karşıtı olarak görüyorlar.
Son iki yüzyıllık tarih dizginlenmemiş bir büyümeyse
gelecek yüzyılın tarihi de
bu iki yol arasında tür olarak yaptığımız seçimlerden ibaret olabilir.
Bunlar bir şekilde çocuklarımızın nesli tarafından
çözümlenecek olan sorular,
10 milyarlık bir dünyaya gelecek olan nesil.
Ama durun, bu noktada biyologlar bu durumu öylesine kınayacaklar ki
benim sesimi duyan olmayacak.
Bunların hepsini söyleyecekler, büyücü ve kahin senaryolarını...
bu boş bir hayal.
Hangi hayali yola koyulduğunuzun bir önemi yok.
Doğada salgınlar iyi sonuçlanmaz.
Tek hücreli, petri kabının kenarının yaklaştığını fark edip şöyle demiyor:
''Hey millet, toplumu değiştirme zamanı''
Hayır, delip geçmesine izin veriyorlar.
Çünkü hayat böyle ve biz de hayatın bir parçasıyız.
Aynısını biz de yapacağız. Bununla yüzleşin.
Darwin'in takipçilerindenseniz bunu hesaba katmanız lazım.
Temel karşı yaklaşım dönüp dolaşıp şuna geliyor: ''Biz özeliz.''
Ne kadar saçma.
(Gülme sesleri)
Bilgiyi toplayabilir, paylaşabilir
ve bunu geleceğimiz için kullanabiliriz.
Ama bunu gerçekten yapıyor muyuz?
Birikmiş ve paylaşılmış bilgilerimizi uzun vadeli refahımızı garantilemek için
kullandığımıza dair hiçbir kanıt var mı?
Hayır demek çok kolay.
Eğer büyücüyseniz
ve süper üretken, GDO'lu ekinlerin yarının dünyasında
herkesi doyurmak için kilit olduğu kanısındaysanız
şunu bilin ki bu ürünlerin tüketiminin güvenli olduğuna dair
bilim insanlarının 20 yıllık çalışması
insanlara bu teknolojiyi kabul ettiremedi.
Eğer kahinseniz
ve bugünün içme suyu kıtlığını çözmek için
onu boşa harcamaktan vazgeçmemiz gerektiğini düşünüyorsanız
şunu bilin ki tüm dünyada şehirler,
hem zengin hem de yoksul yerler,
sızıntılı veya kirli borular sebebiyle
sularının bir çeyreğini rutin olarak kaybediyorlar.
Kısa bir süre önce Cape Town neredeyse susuz kaldı.
Cape Town sızan borulardan suyunun 1/3'ünü kaybediyor.
Bu sorun yıllardır daha kötüye gidiyor
ve konuyla ilgili şaşırtıcı derecede az şey yapıldı.
Eğer büyücüyseniz ve o temiz, bol, karbonsuz nükleer enerjinin
iklim değişikliği savaşında kilit olduğu kanısındaysanız
şunu bilmelisiniz ki
halkın nükleer enerji isteği giderek azalıyor.
Eğer kahinseniz ve aynı soruna yönelik çözümünüz
elektriği oradan oraya taşıyan mahalle yönetimli güneş tesisleri ise
bilin ki dünyada hiçbir millet
böyle bir teknoloji geliştirmek ve gerektiğinde kullanmak adına
hiçbir kaynak temininde bulunmadı.
Büyücü veya kahin, her iki taraftaysanız
şunu da hesaba katın ki devasa iklim değişikliği tehditine rağmen
fosil yakıtlarından kaynaklı yıllık enerji üretimi miktarı
bu yüzyılın başından bu yana yaklaşık yüzde 30 arttı.
Hâlâ tek hücrelilerden farklı olduğumuzu düşünüyor musunuz?
Hâlâ özel olduğumuzu düşünüyor musunuz?
Aslında ondan da kötüyüz.
(Kahkahalar)
Sokaklarda değiliz.
Gerçekten, eğer tek hücreliler ve bizim aramızda bir fark varsa,
kayda değer bir fark,
bu fark bizim sanatımız, bilim ve teknolojimiz değil,
sokaklara çıkabiliyor ve çığlık atabiliyor olmamız
ve zamanla toplumun işleyişini değiştirebiliriz
ama bunu yapmıyoruz.
Büyücüler uzun yıllardır
nükleer enerjinin iklim değişikliğinde kilit rol oynadığını düşünüyor.
Ancak tarihin ilk nükleer yanlısı yürüyüşü iki yıldan kısa bir süre önce oldu
ve geçmişteki nükleer karşıtı yürüyüşlerin yanında çok küçük kaldı.
Kahinler de uzun yıllardır
içme suyu kaynaklarını koruma yolunun
içme suyu yaratan ekosistemleri mahvetmemek olduğunu söylüyor.
Ancak insanlık tarihinde bir kez bile
sokaklarda sızan borular konusunda sinirli protescular olmadı.
Bu konudaki tek siyasi aktivite
büyücü ve kahinlerin birbirleriyle kavga edip birbirlerini protesto etmesi,
aslında temel olarak aynı fikirde olduklarını görmemeleri.
Ne de olsa bu insanlar aynı şey için endişe ediyorlar:
On milyon nüfuslu bir dünyada nasıl yaşayabileceğiz?
O gerekli sosyal hareketi sağlamak, o önemli topluluğu bir araya getirmek
ve bağırıp çağırmalarını sağlamak için gerekli ilk adım çok açık:
büyücü ve kahinler bir araya gelecek.
Peki bunca yıllık düşmanlık varken bunu nasıl yapacaksınız?
Bir yolu şu olabilir:
Her bir taraf diğerinin temel yaklaşımını kabul edecek.
Nükleer enerjinin güvenli ve karbonsuz olduğu kabul edilecek,
uranyum madenlerinin korkunç kirli olduğu da
ve o külüstür trenlere büyük miktarda toksik atık koyup
onları kırsal alanlarda dolaştırmanın berbat bir fikir olduğunu da.
Bana göre bu oldukça hızlı bir şekilde
küçük, mahalle ölçekli, geçici nükleer enerjinin
biz yenilenebilir kaynaklar yaparken köprü olarak kullanılmasını sağlar.
Veya genetiği değiştirilmiş ekinlerin güvenli olduğu kabul edilecek,
endüstriyel tarımın dev çevre sorunlarına yol açtığı da.
Bence bu hızlı bir şekilde bitki bilimcilerin
ağaç ve yumru kök ekinlerine çok dafa fazla dikkat vermesini sağlar,
bu da tahıllardan çok daha verimli olur,
tahıllara göre daha az su kullanılır ve tahıllardan çok daha az erozyon olur.
Bunlar yalnızca bir gazetecinden fikirler.
Burada, bu salonda yüzlerce daha iyi fikir olduğundan eminim.
Asıl nokta şu ki
büyücü ve kahinler birlikte çalıştığında başarıya ulaşacakları çok yol var.
Başarı da sadece hayatta kalmaktan çok daha fazlası demek,
bu oldukça önemli.
İnsan türü kendi salgınına karşın bir şekilde hayatta kalırsa,
herkese yiyecek ve su sağlanırsa,
herkese elekrik sağlanırsa,
iklim değişikliğinin en kötü etkilerinden kaçınırsak,
bir şekilde biyomu güvence altına alırsak
bu harika olurdu.
Benim gibi katı bir kötümser için bile
sanırım şöyle demek doğru olurdu:
Belki de gerçekten özeliz.
Teşekkürler.
(Alkışlar)
How to stay calm when you know you'll be stressed | Daniel Levitin Who are you, really? The puzzle of personality | Brian Little 15 Jobs That Will Disappear In The Next 20 Years Due To AI The Great Global Warming Swindle - Full Documentary HD Jordan Peterson at Room for Discussion 10 ways to have a better conversation | Celeste Headlee Robert Kiyosaki - The BUBBLE Will Burst! - How You Can Protect Yourself Former CIA Officer Will Teach You How to Spot a Lie l Digiday What does the universe sound like? A musical tour | Matt Russo Billionaires Top Security Systems - Documentary (2018)